PEHLİVAN HELVA » Helva Sohbetleri

Eskiden Osmanlı toplumunda, saray ve konaklarda yaşayanlardan köylülere kadar toplumun her kesiminin kış eğlencesi, geceleri dostlarla bir arada toplanıp yapılan helva sohbetleriydi. Helva sohbetlerinde, düzenleyen kişinin zevkine ve olanaklarına göre çeşitli eğlenceler düzenlenirdi. Oyunlar oynanır, şiirler okunur, sohbet edilir ve tabii helva yenir ve böylelikle uzun kış geceleri sıkıcı olmaktan çıkardı. Bu toplantılarda kışın meyve olmadığından tatlı olarak helva yenilmesi, toplantıların helva sohbeti adını almasına neden olmuştur.
 

Devleti ileri gelenleri, zenginler, orta halliler, esnaf loncaları, her sınıf kendi çevresinde helva sohbetleri düzenlerdi. Bu toplantılarda karışık bir sırayla 20-30 çeşit tatlı ve tuzlu yiyecek tüketilirdi.
Evliya Çelebi, ortalık karışık olmadığı zaman askerlerin de helva sohbeti düzenlediğini anlatıyor.  Düşmanın taarruz olasılığına karşı hendekler meşalelerle aydınlatılır, sonra ilahiler çalınıp söylenir, mehter takımı da bağlama ve zurnayla eğlenceye katılırmış. Van kalesinde nöbet tutan askerlerden Bağdat kalesi bekçi ağalarına, farklı yerlerde askerler helva sohbetleriyle gecelerini renklendirirmiş.
Zaman zaman padişahın bizzat kendisi tarafından da helva sohbetleri düzenlenirdi. Sohbet için davet edilecek kişilere “helva sohbeti davet tezkiresi” adı altında mektuplar da gönderilirdi. Sarayda yapılan sohbetlere, sadrazamın yanı sıra üst düzey devlet adamları da katılırdı. Ayrıca devrin en ünlü şairleri, tarihçiler, alimler, zanatkarlar ve işinin erbabı saygın isimler, sarayda yapılan helva sohbetlerinin daimi konuklarıydı.  Helva sohbetlerinde yeni fikirler oluşur, bilimsel tartışmlar yapılır, kültür ve sanatta yeni arayışlar geliştirilirdi. Bu tür sohbetler sarayların yanı sıra, paşa konaklarında, esnaf loncalarında ve zengin ailelerin konutlarında da yapılırdı.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde, en görkemli helva sohbetleri, Lale Devri’nde yapılanlardı. Bu dönemde padişah Sultan III. Ahmed ve Sadrazam Damat İbrahim Paşa’nın yanı sıra vekiller, zenginler, tüm soylular saraylarında, konaklarında helva sohbetleri düzenledi, ünlü ve saygın kişileri davet etti.  Damat İbrahim Paşa’nın helva sohbetlerine genellikle padişahta katılırdı. Lale Devri’nin şairi olan Nedim ‘de Sultan III. Ahmed’in ve Sadrazam Damat İbrahim Paşa’nın tertiplediği helva sohbetlerinde mutlaka hazır bulunurdu. Nedim’in edebiyat tarihinde önemli bir şair olarak ortaya çıkmasında sarayda düzenlenen helva sohbetlerinin de etkisi olmuştur. Müzik veşiir, sohbetleri’nin “olmazsa olmaz” ıydı. Elli atmış kişilik saz topluluğu konser verir, güzel sesli ünlü okuyucular şarkı söyler, özellikle davet edilen dönemin ünlü şairleri padişahı, sadrazamı, diğer vezirleri överler ve onlardan ödül alırlardı. Bu debdebeli davetlere profesyonel taklitçiler, meddahlar, komedyenler, köçeklerde çağırılırdı. Sadrazam Damat İbrahim Paşa’da Osmanlı zenginliğini e gücünü yabancılara göstermek amacıyla zaman zaman yabancı elçiler onuruna helva sohbetleri düzenlerdi. Dönemin ileri gelenleri servetlerini göstermeye kendilerini kaptırarak gittikçe daha sık ve gösterişli şölenler düzenler oldular. Şölen bitiminde tüm davetlilere ve kapı önünde bekleyen çavuşlara, elçilerin adamlarına, derecelerine göre samur ve kakım kürkler giydirilir ve başka armağanlarda verilirdi. Yüksek rütbeli kişilere kürk giydirilirken çavuşlar alkışlardı.
Yine de devlet adamlarının helva sohbetleri bütün gösterişine rağmen halk arasındaki helva sohbetlerindeki sıcaklıktan ve samimiyetten uzak olurdu. Bu toplantılarda her ne kadar yirmi otuz çeşit yiyecek yendiği olursa da en önemli ikram helvaydı ve gümüş tepsiler içinde ikram edilirdi.
Halk arasındaki helva sohbetlerinde eğlence önemli yer tutuyordu. Maniler,şiirler, türküler, ilahiler söyleniyor, fıkralar anlatılıyor, bilmeceler soruluyor, çeşitli oyunlar oynanıyordu. Halk arasındaki sohbetlerin birinin adına düzenlenmesi sık görülen bir durumdu. Bunun nedeni, adına sohbet düzenlenen kişinin evinde yeterince geniş bir oda olmamasıydı. Sohbete katılanlar sohbetin yapıldığı eve tepsiyle börek, hamur tatlıları, kış yemişi, şurup, şerbet, boza gibi yiyecek ve içecek gönderirdi.
Esnaf loncaları da kendi aralarında toplanıp helva sohbetleri yaparlar, gece yarılarına kadar çeşitli hamur işleri, tatlılar yenir, şerbetler, bozlar içilir, oynanır eğlenilirdi.
İstanbul’da 1913’de esnaf loncalarının kaldırılması, II. Abdülhamid dönemindeki toplantı yasağı ve zamanla batılı hyt tarzının İstanbullular tarafından daha uygun olarak benimsenmesi sonucu helva sohbetleri iyice gözden düştü. Anadolu’da ise 20. Yüzyıl ortalarına kadar sürdü.
Helva sohbetlerinin son tanıklarından 1921 Edirne doğumlu Süleyman Bilgen, çocukluğunda Edirne’de yapılan helva sohbetlerini şöyle anlatıyor. “Birinci gece, kalburüstü protokole dahil olan zevat gelirdi. Helva yenmezden evvel, Edirne’nin meşhur bir hocası vardı, Hafız Rakım Ertür diye, o gelir dualar okurdu. Akşamüzeri mutfakta büyük kazanlar içinde helva yapılır, böyle tencerenin içinde, sofraya getirilirdi. Sofraya ayrıca Edirne’nin turşuları, şimdiki gibi böyle asitli turşular değil, özel turşularından getirilirdi. Herkes oturur, görüşmeler mörüşmeler yapılırken, o sırada Tamburacı Osman Pehlivan vardı, Edirne’nin meşhur saz ustalarından; o eski Rumeli şarkılarını söylerdi. Oyunlar oynanırdı, yaşlı zatlar,  ‘Sen taklit yap’ derlerdi, yapmayana ceza verilirdi. Sonra helva gelir, herkes oturur, güzel helvasını yer, sonra tekrar salona gelinir, salonda kahve ocağı kurulur, kahveler içilirdi. Giderken herkese kesekağıdına helvalar konulurdu, evine götürsün diye. Bu geceler senede birkaç defa tekrar edilirdi. Bu ilk gece yapılan, kentin ileri gelenlerinin davet edildiği helva gecesiydi. Ertesi gecede, kentin ticaret yapanlarına, esnafına, çiftçisine ikinci bir parti olarak helva gecesi yapılırdı. Helva geceleri dargınlıkları ortadan kaldırmak, samimiyeti daha pekiştirmek için yapılırdı.”
Helva sohbetleri konusunu A.Ragıp Akyavaş’ın Asitane adlı kitabından bir alıntıyla bitirelim:
Yaz mevsiminin uzadıkça uzaması, boğucu sıcakların herkesi bunaltması, padişahlardan birinin fena halde canını sıkar. Yaz ortasında kış sefası yapmaya karar verir. Derhal bir helva sohbeti tertipler. Başta sadrazam olmak üzere diğer vezirleri, Anadolu ve Rumeli Kazaskerlerini, Kaptan Paşalrı, Nişancı Efendileri saraya davet eder. Kocaman salonlardan biri bu işe tahsis edilir. Kapılar pencereler bir güzel kapatılır. Duvarlara kalın ve değerli halılar asılır. Ocaklar yakılır. Salonun orası pirinç mangallarla doldurulur. Padişahımız efendimiz öyle istediği için misafirler kürklerini, kışlık elbiselerini, yün çoraplarını, pabuçlarını, mestlerini giyerek salona gelirler. Padişah “ Aman, ne kadar soğukmuş, ben hayatımda hiç böyle kış görmedim. Siz ne dersiniz?” diye karşısında oturan kerliferli devlet adamlarına sorunca onlar da “Doğru söylüyorsunuz efendimiz! Yıllar vark ki böyle bir kış geçirmemiştik!” cevabını verirler. Padişah “Öyleyse bir helva sohbeti yapalım mı?” diye bir soru daha yöneltir. Bizimkilerde “İsabet olur Hünkar’ım!” diye hep bir ağızdan bağırırlırlar.
Dalkavukların kavuklarını sallamalarıyla birlikte saray helvacısı çıraklarıyla birlikte çağrılır. Koca koca kazanlar kurulur ve helva yapma işlemi başlar. Ocakların etrafa yaydığı sıcaklık, çubuklardan çıkan dumanlar, helva kazanlarının buharı etrafa yayılınca içeridekiler bayılacak hale gelir. Buna rağmen anlı-şanlı devlet adamları, padişaha hoş görünmek için kendilerini hayli zorlarlar. “Efendimizin sayesinde kışın tadını çıkarıyoruz, çok güzel eğleniyoruz.” gibi sözler söylerler.  Fakat bu arada vezirlerden birinin köşede üzgün ve düşünceli oturduğu görülür. Başka bir vezir arkadaşının yanına yaklaşır sorar :
-          Aman paşa hazretleri, niçin üzgün duruyorsunuz ? Neden eğlenceye katılmıyorsunuz ?
Yaz mevsiminde kış eğlencesi tertiplemeyi bir türlü aklına sığdıramayan vezir şu cevabı verir :
-          Vallahi bende eğlenmek istiyorum, ama bir yandan şu soruyu sormaktan kendimi alamıyorum. Padişahımız efendimiz yarın, kışın en şiddetli gününde, soğuk rüzgarların püfür püfür estiği bir sırada haydi Çamlıca tepesine bir yaz sefası yapalım derse ne halt edeceğiz ?